|
NOKSANİ BABA Asıl adı İbrahim olan Noksanî Baba Erzurum doğumludur. Diğer değerli zâtlarımız gibi, Noksanî Baba'nın da yaşamı, doğumu ve ölümü hakkında yazılı bir belge elde olmadığını görüyoruz. 1943-1945 yıllarında (aslen Erzurum-Hasankale'li olan) rahmetli Şinasi KOÇ, Erzurum-Hasankale'nin Taşlıyurt köyünde eğitmenlik yaptığı sırada; Noksanî'nin deyişlerine rastlıyor. Şinasi Koç'un kendisi de çalıp söyleyen ve cem-cemaat yürüten durumda olduğu için Noksani'nin deyişleri dikkatini çekmiştir. Araştırma sırasında, Hasankale'nin Esende (Bâd-ı civan) köyünden Veli Bey Oğullarından Molla Mahmut ve yeğeni Bektaş ta bir mecmua görür. Bu mecmuada Noksanî'ye ait birçok deyişler vardır. Yine bu arada Noksani'nin bir torununun Erzurum halkevinde görevli olduğunu öğrenir. Lütfiye adındaki bu torun ile görüşür. Lütfiye'den öğrendiğine göre, Noksani'nin üç çocuğu varmış. (Rıza, İsmail ve Zekiye) Merhum Şinasi Koç'un karşılaştığı Lütfiye hanım Noksanî Baba'nın oğlu İsmail'den gelen torunlarından imiş.Noksanî'nin babası İsmail efendi, Elazığ'ın Sün köyünde mukim (Koca Seyid ocağından) Sadık Dede'nin talibi olarak itikat ve iman sahibi bir can imiş. Sadık dede her yıl talipleri ile görüşmek üzere Erzurum’a gidermiş... Yine Sadık Dede talibi İsmail'in misafiri olduğunda herkes gelip Sadık dedeye niyaz olarak hatır sorarlarken, İsmail'in oğlu İbrahim (Noksanî) görünmez olmuş. Sadık dede arada bir İbrahim’i sorar olmuş... İbrahim o günün medrese tahsilini yapmış olup zâhir-i bilgi sahibidir. Fakat bâtın-i ilmi olmadığı için "dede"ye karşı kibirlenip dedenin eline niyaz olmak istememektedir. Babası, İbrahim’e yalvarır. Babasını kırmamak için dedenin ziyaretine gelen İbrahim, eğilmeden dedenin elini yukarıya doğru kaldırıp öpmek ister, Dede de İbrahim’in elini hızla aşağı çeker ve İbrahim yere kapanıp bayılır. Bu vaziyette bir müddet kaldıktan sonra, dede İbrahim’in sırtına vurup (ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ diyerek) "himmet" diler ve İbrahim bu baygınlık sırasında gördüğü âlemi şöyle açıklar : Şu fena mülkünde garip gezerkenNOKSANÎ kulundur kapında şahımKalmış idim nice müddet serseri Asi bu biçare hem rûh siyahım
Zahirimde Hakk kelamı yazarken Bağışla kusurum affet günahım Bâtınımda gördüm pîrim Haydar’ı Güruh-ı Naci'ye kaydet defteri Bu uyanmadan sonra, Sadık dede İbrahim'e "NOKSANİ" tapsırmasını (mahlas)ını verir. Böylece, İbrahim "bâtın'dan nasibini almış ve Ehlibeyt'in yolunda "HAKK aşıkı/ halk ozanı" olarak, Hakk'ı özünde bulmuştur. Hakk'ı görmek diler isen Suret-i insana bak Arayıp gezme bu halkı Cismin içre câna bak. Erzurum'un Taşmağazalar çarşısında küçücük bir bakkal dükkanı olan NOKSANİ'nin ünü kısa zamanda civar köylere kadar yayılır. Horasan, Hasankale, Endek ve Müşkü gibi köy ve kasabalardan gelen gönül dostlarıyla Hakk sohbetleri ederek, güzel anlar yaşamaya başlar.
Bir gün gene gönül dostlarıyla hoş sohbet hâlindeyken, bir çocuk, elinde az
bir parayla gelip "Noksani Baba şu benim parama göre şeker ver!" der.
Noksanî parayı alır ve o günün kelle şekerinden bir topak verir. Çocuk evine
gidince, annesi şekerin verilen para karşılığında çok olduğunu görür ve
çocuğu "Sen bu şekeri habersiz mi aldın?" diye sorar. Çocukla birlikte
dükkana varır ki, Noksani'nin sohbet dostları gitmiş, Noksanî baba tezgahın
başındadır.Kadın, gene çocuğuna aynı miktar para verip şeker ister. Noksani
Baba paraya göre şeker tartıp verir. Ama bu defa verilen şeker çok azdır.
Kadın sorar: "Baba biraz evvel aynı paraya fazla şeker vermiştin" Noksani
Baba der ki: "Sen az evvelki muhabbeti getir ki, vereyim o miktar şekeri. Kaynak : Noksani Baba Can yayınları 1997 4. Basım sf. 5-6-7
|