|
GENÇ ABDAL
Hicri 1290 yılında vefat ettiği söylenen (1) Genç Abdal; İstanbul'lu olup "divân katipliği" görevinde bulunduğu sırada, sadrazam Yusuf Kâmil Paşa'nın zevcesi Zeynep Hanım, Pir Mehmet ile Süccaddin Dede’yi İstanbul'a davet edip konağında misafir eder. İstanbul'daki Bektaşiler grup grup bu aziz zâtları ziyarete gelirler. Zeynep Hanımı’n köşkünde müteaddit defa Bektaşi ayinleri yapılır. Gelen misafirler arasında, bir divân katibi de vardır. Dedelerle tanıştırılan divân katibi, konakta yapılan sohbet ve ibadetlere katılıp gördüğü muhabbete aşina olur ve tanışdığı dede Erenlere talib olmak ister. Fakat bu Hakk dostları "genç divân katibi"nin bu erken talebini:"Dur bakalım evlat... Biraz yan yakıl... Bu yolun zorluklarını görüp katlanmadan kuru bir arzu ile adamı yola almazlar" Bu durum karşısında divân katibi sarsılır. Gün geçtikçe bu zatlara karşı meftunluğu artar, içindeki muhabbet arzusu aşka dönüşür... Memleketlerine dönmek üzere olan Dede erenlerin eteğine yapışan divân katibi, gözyaşı dökerek yalvarır: "El'aman, medet,mürvet erenler! Bendenizi gerçekler yolundan mahrum bırakmadan yola alın."der. Bu gençteki azmi ve kararlılığı gören Dede Erenler, bu samimi talebi reddedemezler. İstanbul'daki cânların şefaat ve kefaleti üzerine, Zeynep Hanımın konağında meydan açılıp nasip verirler. Genç Abdal mahlası alan divân katibi, makam ve mevkisini terk edip Tarikat Pirleri ile Anadolu'ya geçer. Beş sene Sultan Seyyid Battal tekkesinde derviş olarak hizmet eder. Pîr Mehmet Dede'nin vefatı üzerine, Genç Abdal, Sultan Sücaaddin Veli Tekkesine gelir. Bu sırada, Sultan Sucaaddin vefat etmiş, yerine oğlu Ali Rıza Hadi postnişin olmuştur. A. Rıza Hadi'ye derviş olan Genç Abdal bu tekkede hizmete devam eder. Ali Rıza Hadi, Zeynep Hanımdan davet alıp İstanbul'a gelirken, Genç Abdal'ı da yanında İstanbul'a götürür. Zeynep Hanım bu aziz misafirlerini konağında ağırlar...(2) Hakk sohbetine aşina olan Zeynep Hanım dolayısıyla deyiş ve şiirlerle de ülfeti vardır. Zeynep Hanımın söylediği bir şiiri Genç Abdal cönk defterine not eder. Bu şiir şöyledir. Keşfet nikabını yeri göğü münevver et Bu âlem-i anasırı firdevs-i enver et Titret lebini çuşa getir havz-ı Kevseri Anber saçını çöz bu cihanı muattar et Hünün berât yazdı sabâya ded ki tez Var milket-i Hatayile Çini müsahhar et
Ab-ı hayat olmayacak kısmet ey gönül Bin yıl gerekse zulmete seyr-i İskender et Zeynep ko meyl-i ziynet-i dünyaya zen gibi Merdane var, sade-dil ol, terk-i ziver et
Genç Abdal Sücaaddin Velî dergahında hizmetine devam ederken, irticalen deyişler söyleyip saz ve keman çalmağa başlar. Söylediği deyişler; Muhammed-Ali ve Ehl-i beyt sevgisiyle yazılıp söylenen dûvazimamlar, Kerbelâ kasideleri ile ahlâka yönelik nasihat, öğüt ve uyarılar türü deyişlerdir. Tasavvuf ehli tarafından benimsenip ezberlenen bu derin anlamlı deyişler, dalga dalga Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar yayıldı. Cem ibadetlerinde, zakirler tarafından çalınıp söylendi. Bir ara Ali Rıza Hadi'nin rızalığını alıp Bağdat ve Kerbelâ'ya kadar yaya olarak bir seyahat yapan Genç Abdal, üç sene o kutsal mekanları tavaf edip tekrar Sücaaddin Sultan dergahına dönmüştür. Bir daha bu dergahtan ayrılmayan Genç Abdal, dergahın "zakir"lik görevini de yürütmüş ve ömrünün sona erdiği 1290 Hicri yılına kadar İkrarbend olduğu Suceaaddin Sultan dergahında Koca Yunus gibi hizmet edip orada vefat etmiştir. (Ruhu Şad olsun). (1) Bektaşiliğin iç yüzü, M. Tevfik OYTAN sf. 17-22 (2) Zeynep Hanımın bu konağı daha sonra İst. Üniversitesi Edebiyat Fakültesi olmuştur.
|