GECE İBADET ve ALINAN SONUÇ

 

Kur'an-ı Kerim'in Müzzemmil suresinde,Yüce Allah, Peygamberimiz Resul-ü Ekrem'e gece ibadet etmesinin daha eftal olduğunu işaret ederek;

1) Ey örtüsüne bürünen!

2) Geceleyin kalk! Kısa bir süre hariç

3) Gecenin yarısını ayakta yahut bundan biraz eksilt.

4)  Yahut buna biraz ekle! Ve Kur'an'ı ağır ağır düşüne düşüne oku!

7) Kuşkusuz, gündüz boyu senin için uzun bir dolaşma/yoğun bir uğraş vardır.

 

İsra Suresi/79:

"Sana özgü bir ibadet olarak, gecenin bir kısmında, O Kur'anla meşgul olmak  üzere uyanık ol/uykudan uyan. Böylece Rabbinin seni övülmüş bir makama "MAKAM-I MAHMUD"a ulaştırması umulur."

 

İsra Suresi / 80:

Şöyle yakar: "Rabbim! Beni, gireceğim yere doğruluk/dürüstlükle sok, çıkacağım yerden doğruluk/dürüstlükle çıkar. Katından bana yardımcı bir güç/kanıt ver."

 

İsra Suresi  /81

Ve deki: " Hak geldi bâtıl  yıkılıp gitti. Bâtıl, yok olmaya zaten mahkumdur."

           Furkan Suresi/63:

Rahman'ın kulları, yeryüzünde böbürlenmeden/rahatsız etmeden yürüyen kişilerdir. Cahiller onlarla hitap edince "selam"derler.

Aynı Sure/ 64:Geceleri, Rableri huzurunda secde ederek, ayakta durarak geçirirler.

Aynı Sure/ 65: Ve şöyle yakarırlar: "Rabbimiz, cehennem azbını bizden uzak tut, doğrusu  O'nun azabı inatçı ve yakarıcıdır.

Bakara/58 ve A'raf/161:

Şöyle demiştik: "Girinç  şu kente; Orada, dilediğiniz yerde bol bol yiyin. KAPIDAN SECDE EDEREK GİRİN ve AFFET BİZİ " deyin ki, hatalarınızı bağışlayalım. Biz güzel davranıp, güzellik üretenlere daha fazlasını da veririz." 

Bu ayet-i celileler ışığında sürdürülen EHLİBEYT yolu'nun ibadeti, Atalarımız tarafından "GECE"leri icra edilmiştir. Her Perşembe günü Cuma gününe bağlayan gece, ibadet için cem olan canlar evvela bir haftalık yaşamlarının hesabını (cem-erenler huzurunda) Pîr'lerine/dedelerine verip; küsülüsü varsa barışmış, kırdığı gönül varsa kazanmış ve yediği hak varsa ödemiştir. Böylesi bir sevgi-saygı-özveri-hoşgörü ve tüm insan-î erdemliliklerin tezâhür ettiği  ortamda; hulus-i kalb ile huşi içerisinde ibadetini yapan Alevî toplumu, gene de türlü isnat ve iftiralardan bir türlü kurtulamamıştır.

Ne hazindir ki;  * Zevki için eşini boşayıp yuvasını dağıtan cem ibadetlerine koymayan bu ahlak ve fazilet timsali topluma, "mum söndü" yakıştırması isnat edilmiştir.

* Bir lokma ekmeği, bir yudum suyu "Allah'ın adını anmadan yiyip içemeyen ve kestiği hayvanı tekbirlemeden bıçak çalmayan bu toplum insanlarına türlü suçlar isnad edilerek, kestikleri hayvanın etini yememişlerdir.

* Yukarıda anlattığımız gibi, "Kul hakkından arınmadan" ibadete yönelmeyen ve ibadetinde şekilcilikten arınarak tam bir tefekkür içerisinde yapan bu saf/sadık insanları, "be-namaz" olarak ilan edip cenaze namazlarını dahi kılmamak gibi bir kibirlilik/küstahlık gösterilmiştir.

* Kanı ve malı helaldir."  fetvaları ile canına ve malına kasdedilen Alevî toplumu;

"Yol  önderleri Ehlibeyt gibi, cahilin kusuruna kalmadan kardeşçe yaşamak istemiş ve tüm isnat, iftira, karalama ve baskı ile zulüme rağmen halen daha "kardeşlik"  ümidiyle yaşamın sürdürmeğe çalışmaktadır. Alevî toplumuna bu insanlık dışı zulmü reva gören.ler, ne yazık ki, kendilerini "Müslümân" olarak tanımlayan komşumuz ve ırkdaşımız olan insanlardır. 

Yapılan bu insanlık suçu; isnat iftira, baskı ve zulümle sınırlı kalmayıp "planlı olarak" Alevî'nin yeni neslini asimile edip kendileri gibi şekilci/hak-hukuk tanımaz ve şahsi çıkarcı bir toplum haline getirmek için, ilk okuldan itibaren "din dersi" adı altında Arab'ın akıl dışı ideolojik irticasının öğretimini okutuyorlar.

Ne hazindir ki;  * Zevki için eşini boşayıp yuvasını dağıtan kişiyi cem ibadetlerine koymayan bu ahlak ve fazilet timsali topluma, "mum söndü" yakıştırması isnat edilmiştir.

* Bir lokma ekmeği, bir yudum suyu (Allah'ın adını anmadan) yiyip içemeyen ve kestiği hayvanı tekbirlemeden bıçak çalmayan bu toplum insanlarına türlü suçlar isnat edilerek, kestikleri hayvanın etini yememişlerdir.

* Yukarıda anlattığımız gibi, "Kul hakkından arınmadan" ibadete yönelmeyen ve ibadetinde şekilcilikten arınarak tam bir tefekkür içerisinde ibadet yapan bu saf ve sadık insanları, "be-namaz" olarak ilan edip cenaze namazlarını dahi kılmamak gibi bir kibirlilik/küstahlık gösterilmiştir.

* Kanı ve malı helaldir."  fetvaları ile canına ve malına kastedilen Alevî toplumu;

"Yol  önderleri  olan Ehlibeyt gibi; cahilin kusuruna kalmadan kardeşçe yaşamak istemiş ve tüm isnat, iftira, karalama ve baskı ve zulme rağmen halen daha "kardeşlik"  ümidiyle yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Alevî toplumuna bu insanlık dışı zulmü reva görenler, ne yazık ki, kendilerini "Müslümân" olarak tanımlayan komşumuz ve ırkdaşımız olan insanlardır.

Yapılan bu insanlık suçu; isnat iftira, baskı ve zulümle sınırlı kalmayıp "planlı olarak" Alevî'nin yeni neslini asimile edip kendileri gibi şekilci/hak-hukuk tanımaz ve şahsi çıkarcı bir toplum haline getirmek için, ilk okuldan itibaren Alevi çocuklarına"din dersi" adı altında, Arab'ın akıl dışı ideolojik irticasının öğretimi  okutuluyor. 

Kur'an'ı Kerimde değeri yüceltilen "GECE İBADETİ"mizi halen daha ibadet olarak kabul etmeyen bu zihniyet, 14 asırdan beri yaptığı hatayı devam ettirmek isteğinde ısrarlı olmaktadır. Devletin, anayasadaki tanımı, Laik Cumhuriyet" olarak tanımlanmasına rağmen 15-20 milyon  Alevî toplumu Sünnî iktidarlar tarafından halen daha tanınmamakta ve diğer toplumlara tanınan haklar Alevî toplumuna verilmemektedir.

Örneğin:

            1- Sünni bir mezhebe hizmet etmenin dışında bir hizmeti olmayan Diyanet Başkanlığı'na 2002 yılı için devlet hazinesinden 600 Trilyon gibi büyük bir meblağ tahsisat ayrılırken; vergisini ödeyen, askerliğini yapan ve tüm vatandaşlık görevlerini eksiksiz yerine getiren Alevî toplumuna resmen bir tahsisat ayrılmamaktadır. Bu konuyu dile getirenlere de "Efendim, biz vatandaşlar arasında ayrım yapmıyoruz. İsteyen, Diyanetin hizmet verdiği camilerde dini vecibelerini yerine getirebilirler!..." deniliyor.

İlk bakışta samimi görünen bu teklifin sahipleri tamamen art niyetli bir politika ile Alevî'nin yeni kuşak nesline  asîmile etmek istedikleri bir daha böylece açığa çıkmış oluyor. Bu muhteremler bilmiyorlar mı ki, Alevî toplumu, 14 asırdan beri Hz. Ali'ye ve eshabına küfredilen caminin (1) dışında ibadetini yapıyor ve bu ibadet sistemi ile de "Erler, evliyalar ve Hakk aşıkları yetiştiriyor."

Bu hatırlatmamıza, demokrat ve iyi niyetli Sunnî vatandaşlar "Hz. Ali 'ye ve eshabına küfredilmesi, Emevilerin devrinde idi. Şimdi böyle bir küfür yok." diyorlar.Yüzeysel bir bakışla bakıldığında doğru gibi görünen bu değerlendirme, hiçte doğru değildir... Hz. Ali'ye küfrü ibadet bilen; 70-80 sene camilerde bu küfürü yaptıran ve bu küfre karşı çıkan 30 bin Muhammed Ali dostunu öldürten ve kadınlarını esir edip satan,(2) ayrıca Hz. Peygamber'in "Ehlibeytim" dediği ve Kur'anı Kerim''de kutsandığı (3) bu "Pak soy"a katliam düzenleyip soykırımı  yapan münafıklar, bugünkü camilerde “Hazret” kelimesiyle yüceltilip methediliyor ise, Muhammed-î Şeriat halen sürdürülmüyor ise Muhammed-Ali'nin ve Ehlibeyti'nin yolunda bunca bedel ödeyip canını veren insanlar bu mabetlerde  nasıl ibadet edebilir? Kaldı ki, Aleviler'in birlikte ibadet ettiği cemaat "ELİNE-DİLİNE-BELİNE SAHİP, EŞİNE VE İŞİNE SADIK ve BARIŞIK" bir topluluk olmak şartı var. Kimin ne olduğu belirsiz bir cemaatla "gerçek" bir Alevî nasıl ibadet edebilir.?

2. Caminin Kilisenin ve Sinagogun su ve elektriği bedava verilirken, Alevî'nin cemevine bu hakkın tanınmaması bir zulum değil mi? Şimdi bu iktidar laik bir iktidar veya İslam bir felsefe olarak tanımlanabilir mi? Akıl, izan ve vicdan sahibi insanlara soruyoruz.?

(F.E)

(1) Sosyal. Acıdan. İslam Tarihi, A. GÖLPINARLI, Der yayınları 1991 ist. Sf.393-407

(2) Sosyal  açıdan İslam Tarihi ,A.Göl pınarlı,Der Yayınları S.392

(3) Kur'an şura/23 ve Ahzab / 33 ayetleri