“CUMHURİYET BİR YAŞINDA

CUMHURİYET BİN YAŞINDA”

            Cumhuriyetimizi bir yaşındaki heyecanı ile Bin yaşında olmanın büyüklüğü ile her yıl kutluyoruz. Her karışırı şehit kanlarıyla sulanan güzel vatanımızı, Bu vatanı bize emanet eden Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşlarını saygıyla anıyoruz.

            Minnettar olduğumuz Mustafa Kemal’in düşüncelerini bu günleri bayram sevinci ile kutlayarak göstermeye çalışıyoruz. Halkın daha müreffeh ve refah içinde yaşaması için çaba sarf edenlerin anısına Garip Dede Türbesi’nde her yıl Cumhuriyet Bayramı şenlikleri düzenliyoruz.

            Amacımız Cumhuriyetin bekçileri olan biz gençlere Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün verdiği öğütleri halkımıza anlatmak ve bilgilendirmektir. Cumhuriyeti Atatürk ilke ve inkılâplarını hayatımıza geçirerek yaşamaktır.

            Ulu Önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün Bursa Nutkunda da öğütlediği gibi “Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, "demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek"

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, "ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir."

İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!” İşte ATATÜRK’ ün gençleri olarak Cumhuriyete sahip çıkmalı ve onu iç ve dış düşmanlardan korumalıyız.

            Cumhuriyet bayramı kutlamalarımıza her yıl değişik konuklarla kutlamaya devam ediyoruz. Mahalli ve idari yetkililerimiz. Gazeteci konuklarımız, Sanatçılarımız ve Akademisyenlerimizle kutlamaya Cumhuriyetin coşkusunu yaşamaya devam ediyoruz.

            Yaptığımız etkinliklerle her yıl daha coşkuyla kutlayacağımız Cumhuriyet Bayramını Atatürk ilke ve inkılaplarına sahip çıkarak kutlamaya devam edeceğiz.

Selçuk TUĞRUL

                        “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE”

 

 

 

 

  2006 CUMHURİYET BAYRAMI

 

Prof. Toktamış ATEŞ

Küçükçekmece Belediye Başkanı Aziz YENİAY

Metin KARATAŞ, İlknur KAPLAN,Cemile SÖNMEZ ve Aynur GÜNEŞ Sanatçı olarak katıldı

CUMHURİYET

 

              Cumhuriyetin kelime anlamı ile halkın kendi kendisini yönetmesi anlamına gelmektedir.

 

            Türkler içinde böyle olmuştu anlamı ama bir idealist insanın ülkenin gidişatını, içinde bulunduğu ahvali değiştirme arzusunu hayata geçirmesi ile tanıştı bu sözcükle o zamanlar bu kelime parçalanmış bir ülke için çok uzaktı.

 

            Cumhuriyetin ilanıyla sonuçlanacak bu süreç Samsunda başladı Osmanlı hükümetinin görevlendirdiği Mustafa Kemal Dokuzuncu Kolordu Müfettişi olarak Anadolu’ya geçmiş ve fikirlerini hayata geçirebilmek için çalışmalara başlamıştı.

 

            Anadolu’nun her yandan harap olmuş hali gerek dağıtılmış ordusu gerek artık Osmanlının tutumundan bıkmış halkı ile artık sona gelmişti. Bu son Mustafa Kemal’i de ileride çok zor duruma düşürecekti. Anadolu’da kurulmuş çeteler, cemiyetler hepsi halktan geçinen parçalanmış Osmanlıdan pay almak isteyen kişilerden oluşuyordu.

 

            Mustafa Kemal’in bu halkı yanına alması ziyadesi ile zor oldu. İlk önce Sivas kongresi ardından Amasya ve Erzurum kongresi ile yurdun dört bir yanından gelen üyelerle ilk çalışmalara başlandı. Ankara’ya taşınan meclis artık düşmanlar tarafından iyiden iyiye tehdit unsuru oluşturmuştu.

           

            Meclisin Ankara’ya taşınması esnasında Aleviliğin Serçeşmesi olan Hacı Bektaş Tekkesine uğrayan M. Kemal ATATÜRK O gün postta oturan Veliyettin Çelebi Efendi ve Bektaşi Babası Salih Niyazi Efendi ile görüşmüş ve aralarındaki konuşma Alevilerin Cumhuriyete olan bakışını açıkça gösteriyordu. M. Kemal Veliyettin Çelebi için şöyle der; “Çok büyük insan… Onunla konuşunca adeta ruhum yıkanıyor kaynak suyu gibi temiz, okyanus gibi geniş ve derin”

           

            Kurtuluş savaşında ilk destek Alevilerden gelmiştir. Dergâh geliri olan; yatak, battaniyeler, ambarlardaki zahireler Mustafa Kemal’in gözü önünde arabalara yüklenir ve gönderilir, dergâhtaki 1800 sarı lira (altın) bizzat Mustafa Kemal’in avucuna sayılır. Ve Çelebi Efendi Atatürk’e şöyle bir soru sorar:

 

            “Paşa Hazretleri; cesaretli ve öngörüşlü yönetiminizde Türk Ulusunun düşmanı kahredeceğine inancım sonsuz. Ulu Tanrı’nın ulusumuza bağışlayacağı zaferden sonra Cumhuriyetin ilanını düşünüyor musun?”

 

            Çelebi’nin Cumhuriyet sözcüğünü böylesine açık yüreklilikle söylemesi üzerine, Mustafa Kemal Paşa, heyecan ve dikkatle Veliyettin Çelebi’nin gözlerine bakıyor, biraz daha yakınlaşıyor, onun elini avucunun içine alıyor, kulağına fısıldar gibi yavaş ve kararlı bir sesle; “O mutlu günün ilanına kadar aramızda kalmak koşuluyla evet Çelebi Hazretleri.”dedi. Aleviler Serçeşme’de gerçekleşen bu olaydan sonra ilk düzenli orduyu kurarak Kurtuluş savaşındaki yerini almıştır.    

 

Düzenli ordu kurmak elbette çok zor olacaktı. Asker terhis edilmiş silahları toplanmış düşman kuvvetlerinin depolarına kilitlenmişti. İstanbul’da ise İngiliz sömürgecileri ve son padişah ve Halife Vahdetin bu sömürgenin altına girmek ve şartlıda olsa İngiliz sömürgesini kabul etmek saltanatını sürdürmek için İngilizlerle pazarlığa oturmuştu.

 

            Ankara’da kurulan hükümet bir yandan İzmir’i işgal eden yunanlılara çözüm bulmak diğer yandan Damat Ferit’in İstanbul’da sürdürdüğü siyasetin sonuçlarını düşünüyordu Hedef “BÖLÜNMEZ, BAĞIMSIZ, HÜR ve ÇAĞDAŞ BİR TÜRKİYE” olmuştu.

 

            Düzenli ordu için çalışmalara başlanmış ama durum çok vahimdi. Anadolu’da bulunan düşman kuvvetlerinin 400.000’e yakın tam teçhizatlı ordusuna karşı silahsız, cephanesiz kıyafetsiz 35-40 bin kişilik bir ordu vardı hükümetin elinde ve acilen durdurulması gereken bir yunan işgali vardı.

            Orduların komutası İsmet Paşa’ya verilmiş Kazım Karabekir Paşa ise Sarıkamış’ta Ermeni çeteleri sorununu nihayete erdirmesi için görevlendirilmişti. Çalışmalara başlanmış fakat imkânsızlıklar her yerden ellerini bağlamıştı.

            Birde iç isyanlar başlamıştı ordu sadece dış düşmanlarla değil birde eli silahlı çetelerle uğraşmak zorunda kalmıştı. Daha tehlikeli olan ise en çok korkulan halkı kandıran ve dini duygularını sömüren sözde halife Vahdettin’e karşı çıkanların dinsiz olduklarını ilan eden, Cahil halkı Mustafa Kemal Hükümetine karşı kışkırtan orduya katılmak isteyenleri caydıran din adamlarıydı.

            Zor şartlar altında silahlandırılmaya çalışılan ordu İstanbul’da ki vatanseverlerin

Çaldıkları mühimmatları İnebolu üzerinden kağnılarla Ankara’ya sevk ediyordu. Bu şartlar altında işgal orduları Afyon’da taarruza geçmiş ve Yunan taarruzu başlamıştı.

            Ankara’da çalışan Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal’i Başkan seçmişti. Bir yandan da Vahdettin tarafından Sadrazam Ferit paşa teşviki ile Yunan Ordusunun başarısı için dua edilmesi için emir vermiş Mustafa Kemal ve arkadaşları için idam kararı çıkartmıştı.

            Yunan orduları püskürtülmüş fakat ordunun yoksulluğu daha artmıştır. İsmet Paşa komutasında ki ordu Enver Paşa ve komutasındaki isyancıları püskürtmüş. Ankara’da ki meclis toplantılarında ise bir hüküm karar bağlanmıştı. “EGEMENLİK KAYITSIZ ve ŞARTSIZ MİLLETİNDİR”

            Ordunun yunanlıları püskürtmesi halkın yüzünü Ankara hükümetine dönmesine yardımcı olacak aynı zamanda orduya güveni sağlamış olacaktı.

            Yunanlılar büyük ordusu ise Türk ordusunu yok edip Ankara’ya yürümek için bütün olanaklarını seferber etmişti. Türk ordusu zayıftı Yunanlıların tek amaçları Sevr Antlaşmasını Ankara hükümetine kabul ettirmekti. Bu amaç dâhilinde dünya devletlerinin desteğini de arkasına almıştı.

            İstanbul’dan kaçan subaylar ve gönüllüler Ankara’ya doğru harekete geçmiş orduya katılmaya başlamıştı. Türk ordusu büyük imkânsızlıklara rağmen savaşı sürdürüyor ve büyük kayıplar veriyordu. Bir bölüğün yerine diğere onun yerine arkadan gelen diğer bölükler geliyordu tek hedef düşmanı durdurmaktı.

 

            Diğer yandan ordunun başına geçirilmek istenen Mustafa Kemal bir tasarı ile Başkumandan olarak ordunun başına geçirildi. Türkiye Millet Meclisi bütün Başkumandanlık yetkilerini Mustafa Kemal’e verdi. Bu yetki ile bütün kararları tek başına alabilecekti yasa’ya bazı muhalifler karşı çıksa da yasa oy birliği ile kabul edildi.

 

            Ordu artık devamlı suretle savaşmakta idi savaştıkça kayıp veren Türk ordusu geri çekilmek zorunda kalmıştı Ankara’nın batısındaki Polatlı’ya kadar gelmişti. Geri çekilirken ordu savaşıyor ve büyük kayıplar veriyordu.

            Meclisin Kayseri’ye taşınması gündeme gelmişti. Buna karşı çıkın vekiller şuan ordunun bütün imkânsızlıklara karşı manevi olarak en iyi olduğu durumda idi Paşalar ateş hattına gidip gelmeleri onları cesaretlendiriyordu. Eğer yunan ordusu Ankara’ya gelirse vekillerde onları Ankara’da savaşarak karşılayacakları belirttiler. Tartışmalar hararetle devam ederken. O güne kadar hiç konuşmamış olan Tunceli Milletvekili Diyap Ağa söz istedi ve meclisi ateşlendiren şu konuşmayı yaptı. “Lafım kısadır; Biz buraya kaçmaya mı geldik, yoksa kavga ederek ölmeye mi?” bu sözden sonra meclis alkıştan yıkıldı. Meclisin kararlılığı ve iradesi daha güçlenmiş halkın güveni artmıştı.

 

            Savaşın son dönemecine girildiği bu dönemde Ankara’da maddi olanaksızlık hat safhaya çıkmıştı ordu aç çarıksız yalınayak süngüsüz silahsız olarak yunan ordusuna karşı durmak için savaşıyordu.

            Mustafa Kemal Atatürk yunan ordusunu yenmek için son hamlesini yapmaya hazırlanıyordu. Halk için çok ağır olan bir yasayı Maliye Bakanlığına sundu bu yasanın özeti şu şekilde idi.

 

1.      Her ilçede kurul kurulacaktı ve bu kurullar halktan şu şekilde vergi toplayacaktı. Kurul aralıksız çalışarak halktan aldığı her mal için, bedeli ödenecek olan makbuz düzenleyecekti.

2.      Şehir, kasaba ve köylerdeki her ev birer kat çamaşır, bir çift çorap ve bir çift çarık hazırlayacaktı.

3.      Tüccar ve Halk elinde bulunan bez, amerikan, patiska, pamuk, yün, tiftik, kumaş, kösele, meşin, çarık, fotin, iplik, çivi, nal, mıh yem torbası, yular, belleme, kaşağı, semer ve urganın yüzde kırkı.

4.      Buğday, saman, un, arpa fasulye, bulgur, nohut, mercimek, pirinç, kasaplık hayvan, çay, şeker, gaz, sabun, yağ, zeytinyağı, tuz ve mumun yüzde kırkını.

5.      Benzin, motor yağı, vazelin, lastik, buji, tutkal, telefon, kablo, pil ve tel stoklarının yüzde kırkını.

6.      Her çeşit taşıt aracıyla deve, at öküz, katır kadana, merkep gibi yük hayvanlarının yüzde yirmisi.

Devlete verilecekti;

Emirler bu şekilde devam ediyordu halk savaşın nasıl çetin geçtiğini anlamış ve yardımlarını Türk ordusuna kavuşturmak için seferberlik ilan etmişti. Zaten en baştan itibaren kağnılarla çalışan analar bu vergileri cephelere taşımaya başlamıştı.

 

            Savaş artık son safhaya gelmişti düşmanı bir solukta İzmir’den çıkartmak için hazırlıklar başlamıştı. Fakat bu hazırlıklar Anadolu’da konuşlanmış yunan ordularına hissettirilmeden yapılmaya çalışılıyordu. Zaferin kati ve devamlı olması için bu şarttı çünkü uzayan her gün Türk ordusu için bir felaket olabilirdi.

 

            Bir yandan orduyla ilgilenen Başkomutan Mustafa Kemal ATATÜRK diğer yandan Meclis’teki muhaliflerle tartışıyordu. Yaklaşan Büyük Taarruz öncesi süresi dolan Başkomutanlığın sürensi Meclisin üstünde bir kuvvet olamaz diye saltanat düzenine geri mi dönüyoruz diye karşı çıkanlara Mustafa Kemal ATATÜRK bir konuşma yaptı “Bu yasayı siz çıkarttınız ve beni Başkomutan yapanda bu meclistir. Türk milletinin iradesini temsil eden meclisimiz elbette ki tam bir bağımsızlıkla yönetilecektir fakat meclisin hakkını gasp ettiğim konusundaki fikirleri red ediyorum ve aynen iade ediyorum. Bana verilen yetki sadece orduyu idareden ibarettir yasa yapma hakkı tamamen meclise aittir. Bu yetkiyi benden siz alabilirsiniz. Bu dayanaksız manasız gerçeklerden uzak iddialarla ne elde etmeye çalışıyorsunuz.” konuşmasını tamamladı.

           

Tarruz yaklaştığı sırada meclisten taarruz için onay alındı fakat bu kararın gizli kalması şartı ile meclise sunuldu zaten taarruz zamanı belli değildi.

 

            Aynı günlerde cephedeki hareketliliği gizlemek için taarruz günü Çankaya’da bir çay partisi verilecekti. Mustafa kemal rahatsızlığını bahane ederek daha fazla zaman kazanabilmek için Ankara’dan ayrılacaktı.

            26 Ağustos günü top ateşleri ile savaş başladı. Türk ordusu bir solukta düşmanı İzmir sularına döktü Yunan ordusu geçtiği her yeri yakıp yıkıyor ve harabeye çeviriyordu. Kaçan askerlerin ardından köylerden duman yükseliyordu.

            Savaşın sonucunda Yunan ordusu Edirne, Tekirdağ Kırıkkale ve Gelibolu’dan çekildi

            1 Kasım 1922’de Saltanat Kaldırıldı ve 24 Temmuz 923’te Lozan Antlaşması imzalandı.

 

            Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK Cumhurbaşkanı seçildi. Artık savaş bitmiş ve acılar sarılmaya başlanmıştı Kuzey’den güneye Doğu’dan batıya sınırlar çizilmişti. Her şey artık kısa sürede kalkınıp uygar devletler seviyesine gelmek için çalışmaya, üretmeye gelmişti. Savaş ve işgallerden bıkan Türk milleti artık ilerlemeli idi. Halkın sadece %7’si okuryazar olan bir toplum Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN önderliğinde Türkiye’yi yeniden kurmak ve yönetmek için kolları sıvamıştı.

            Cumhuriyetin kabulünden sonra halk artık savaşın Tarım’da, sanayide, olduğunu anlamış ve bu doğrultuda çalışmıştır.

            Cumhuriyetin ilanı ile birlikte destanlaşan Türk kahramanlığı çağdaş bir ülke olma yolunda eşine rastlanmamış bir dayanışma ile kısa zamanda yararlını sarmıştır. Dünyaya büyük bir örnek teşkil etmişti.

            Cumhuriyetle birlikte gelen Kadınlara seçme seçilme Hakkı, Türk Alfabesinin Kabulü, Sanayi ve Tarım inkılâpları ile cumhuriyetin süreci yasalarla tamamlanmıştı.

            Türk cumhuriyetinin sağlam temellerini atan Mustafa Kemal ATATÜRK Cumhuriyeti onun yılmaz bekçileri olacak gençlere emanet etmiştir. Okuyan, üreten ve çalışan Türk gençliği daima ilerleyecek şartlar ne olursa olsun yılmaması gerektiğini öğretmiştir.

            Yakın tarihimizde var olan bu kahramanlık destanına ve atalarımızın kanları ile suladığı topraklara sahip çıkmak, cumhuriyetin yılmaz neferleri olarak bütün olumsuzluklara rağmen Cumhuriyet ilke ve inkılâplarından ödün vermeden. Türkiye’yi daha ileri götürmek için çalışmak başarmak için kılavuzumuz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün önderliğinde diyoruz ki:

                       Selçuk TUĞRUL

 “HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR”

            

 

 
 
 
 
2003 CUMHURİYET BAYRAMI

ALBAY ALİ GÜNGÖR ÖNGÖREN MÜJDAT GEZEN'E PLAKETİNİ VERİRKEN.

 

2002 CUMHURİYET BAYRAMI

 Arzu ŞAHİN

 
 
 
 
 
 
 

TÜM HAKKI GARİP DEDE TÜRBESİ YÖNETİM KURULUNA AİTTİR İZİNSİZ KOPYALANAMAZ2